| ||
| başlıca sosyal ekonomik ve felsefe ilgili konlarda düşüncelerimden ibarettir. |
| ||
| yok Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
| yok Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Neden yazıyoruz ya da ben nedenyazıyorum diye sk sık düşünüyorum. Ben şahsen yazmayı seviyorum.Bunun yanında yazdıklarımı blogcularla paylaşmak,yazı konusunda ne düşündüklerini öğrenmek ve suretle kendi düşüncelerimin doğrulukderecesini sınamak istiyorum. İleri sürdüğüm düşünelerde yanlışık ve eksiklik varsa bunları öğrenmemin son derece yararlı olacağı düşüncesindeyim. Böyle ya yazdıklarımın doğruluğu hakkındaki peşin yargımı güçlendirmiş ya da yorumlarda ileri sürülecek karşı düşüncelerle eksiklerimi ve yanlışlarımı öğrenmek fırsatını bulacağımı umuyorum.Aksi halde yazmanın yararı sadece düşüncelerimi kâğıda dökmekten ve avunmaktan ibaret olacaktır. Buunla beraber bence yorumlar 'iyi olmuş' kötü olmuş' şeklinde görüşlerden oluşursa böyle bir faaliyetin hiç kimseye yararı olamayacağı kesindir. Yorumların yararlı olabilmesi için eleştiri içermesi ve bu eleştirinin gerekçelerini yani nedenlerini de içermesi zorunlıdır.Çünkü herhangi bir düşünce neden sorusuna yanıt veremiyorsa,sağlam gerekçelere dayanmıyorsa o eleştirinin doğrulunu ya da yanlışlığı ölçmek anlamak olanağı yok demektir. Gerekçe bir düşüncenin bir kararın bir iddianın doğruruluk derecesinin kriteridir,ölçütüdür. Bu ölçütten yoksun olarak yapılan eleştiriler havada kalmış boş iddialarolmakta ,ileri gidemediği gibi -hangi ortamda ve düzeyde olursa olsun-düşüncenin gelişmesine,ilerlemesine de yardımcı olamaz. Örneğin herhagibr kimse laikten yana ya da laikliğe karşı olduğunu ileri sürdüğü zaman bunu sadece düşünce özgürlüğünün bir gereği olarak kabul etmek olanaksızdır.Laiklikten yana ya da karşı olan kimsae yana ya da karşı olmasını n nedenlerini ve gerekçelerini ortaya koymadıkça ve bu nedenler ve gerekçeler doğru ve kanıtlanabilir olmadıkça birbirlerini kendi görüşlerine inandırmaları ve anlaşmazlığı çözmeleri beklenemez.Böyle bir tartşma ancak duygusal,öznel nedenlere dayandırılabilir ki böyle bir dayanağın objektifliktenve hakikatten uzak olacağı doğaldır. Herkesin çeşitli konularda ayrı ayrı,çeşitli görüşleri ve düşünceleri vardır ve bu doğaldır.Ancak doğal olması doğru sayılmaları için bnir neden olamaz. Aslında bu düşünce ve görüş ayrılıklarnın altında bunların sahiplerinin değişik sosyo-ekonomik grupların bireyleri olarak o sosyal grubun düşümcelerini,geleneklerini daha küçük yaşlardan başlayarak öğrenerek yetişmelerinden ve o belirli bir yörenin kültürünü ve dünya görüşünü benimsediklerinden o kültürü ve dünya görşünü doğal kabul etmelerini ve bunlar dışında başka kültürler ve dünya görüşleri olduğunu öğrenseler bile kendilerinin doğal ve gerçek olarak kabul etmektedirler. Köyde doğup yetişmiş bir kimse ile kentte ya da yabancı bir ülkede doğmuş ve de ayrı ayrı ekonomik ve sosyal çevrelerin üyesi olan kimsler arasında elbette görüş ayrılıkları,çeşitli konularda bilgi ayrılıları vardır ve herbirinin dünya görüşü de diğerininkinden farklıdır. Bu son derece objektif ve kimsenin yadsıyamayaağı bir tablodur.Bütün bu grupların ekonomik çıkarları,töreleri ve gelenekleri,zevkleri birbirinden farklıdır. Mesele bu ayrılıklara rağmen bunların nedenlerini nereden kaynaklandığını bilerek ve karşılıklı öğreneip tartışarak ortak noktalar bulmak olanağı vardır ve bu ortak noktaları bulmak ta zorunludur.Aksi aynı ülkede tek bir dünya değil,biribirinden farklı,biribirini anlamayan dünyalar ortaya çıkar ki bu durum yaşamımızı son derece zorlaştırmış olur. . | ||
| yok Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Birkaç gün önce bir TV kanalında Güneydoğudan Ankaraya göç etmiş 17 nci çocuklu bir ailenin görüntüsü yer almış ve TV muhabiri ile aile reisi arasındaki konuşmalar birden dikkatimi çekmşti.Günümüzde bir ailenn 17 çocuk sahibi olması elbette normal sayılamazdı.Ancak aile resinin eşinin henüz yaşlı olmadığı ve 4-5çocukdaha doğurabileceğini söylemesi ve buna gerekçe olarak da aşiret içinde bir kimsenin itibarının artan çocuk sayısı ile orantılı olarak yükseldiğini söylemesi önemli idi.Bilindiği gibi Doğu ve Güneydoğu illerimizde hâlen aşiret rejimi yürürlüktedir ve aşiret reisleri de aşiret nüfusunun artması oranında kendilerini güçlü saymaktadırlar. Bu bakımdan sözünü ettiğim bölgede aşırı bir nüfus artışı vardır.Ancak bölge bu nüfusu besleyememekte ve aileler yoksulluk içine düşmektedir.Bu yoksulluğun giderilmesi için Türkiye Ekonomik ve Sosyal etüdler vakfı (TESEV) Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı çerçevesinde bir rapor yayınlamıştır.Rapor 'mevcut teşviklerin Doğu ve Güneydoğo Anadolu bölgesine bir katkısı olmadığını' ve bu bölgenin kalkınması ve yoksulluğun ortadankalkması için aşağıdaki önerileri çare olarak sunmaktadır: l-bu bölgede kamu yatırımlarının ve sosyal politika yardımlarının artırılması, 2-Avupa Birliğinin kaynak ayırması 3-Ticaret ve turizme ağırlık verilmesi l-Kamu yatırımları. Bunun anlamı devletin bu bölgenin yollarının yapılması,su gereksiniminin karşlanmasıvb.konularda yatırım yapması demektir ki bu da bölge halkından bir kısmınna belki geçicibir süre için işçi olarak çalışma olanağını sağlayabilir,fakat bölgenin kalkınmasına yardımcı olamaz.Sosyal politika yardımlarından kasıt YOKSULLARA MAAŞ BAĞLANMASI 'ndan ibarettir ki, bu da kalkınma için bir çare olmayıp aksine insanları çalışmadan yaşamaya özendirmek gibi hem ekonomik hem de ahlâki bakımdan yanlış çare olur. Kamu yatırımlarının bu bölgede sanayi kurması ise bugünkü iktidarın ekonomik anlayışına ters düşmektedir.Böylece ne kamu ne de özel sektörden bu bölgeleri kalkındıracak girişimler beklenmesi söz konusu değildir.Bu arada şunu da a nımsatmak isterim ki Özelleştirme politikasının başlangıcında ileri sürülen gerekçe ESKİMİŞ VE ZARAR EDEN KAMU FABRİKALARI NIN SATILARAK ELDE EDİLECEK GELİRLERLE YENİ VE VERİMLİ FABRİKALAR KURULACAĞI' şeklinde idi. 2- A vupa birliğinin kaynak ayırması da şimdilik bir hayelden ibaret olmakla beraber o kaynak asla bir üretim birimi kurmak yönünde değil yoksul halka belki karşılıksız bir ödemede bulunmak ya da elişleri için borç vermekten ileri gitmeyecektir. 3.-Hiçbirşey üretemediği için satacak bir ürünü olmayan bir bölgede neyin ticaretinin yapılabileceği,zaten yoksul halkın nasıl 'alıcı' olabileceği anlaşılabilir gibi değildir.Rapor çare olarak turizme ağırlık verilmesini isterken bu alanda da dünyaya yayılmış ve sayıarı 2 milyona yaklaşan Ermenilerin bu bölgeleri turist gelmelerine umut bağlamaktadır.Yani bir yandan Türkler tarafından soylarının kırıldığını ileri süren diğer yandan topraklarımızda gözü olan dünya Ermenileri bmlgelerimize turist olarak gelip bırakacakları dövizlerle oraları kalkındıracaklar. Gerçekcilikten bu derece uzak ekonomik tedbirler içeren raporlarla kalkınmanın sağlanabileceğine inanmak bana çokzor görünüyor. Oysa Doğu ve Güneydoğunun bir gerçeği TARIM ve HAYVANCILIK bölgesi olduğudur. Burada yapılacak iş tarım ve hayvancılığı canlandırıp yaymak ve bölge insanını ÜRETİCİ duruma getirmektir. Ancak toprağı olmayan insan ırgat hayvanı olmayan da çoban olabilir.Irgatlıkla ve çobanlıkla da yoksulluktan kurtulmak söz olamaz. Çare toprak reformıudur,doğuda yüzyıllardanberi egemen olan feodal sisteme son vermektir.Ne yazık ki Cumhuriyet bu reformu başaramamıştır.Doğunun asıl problemi budur.Doğuda birey feodal düzenin,yani törenin esiridir.Düzen, gücünü korumak ve artırmak için kendine bağlı bireylerin çoğalması için onları daha çok çocuk sahibi olmaya teşvik ediyor. Türkiye bugün yarı kapitalist,yarı feodal bir ülke görünümündedir.Tarımını bugünkü feodal düzenden kurtaramadığı sürece de tam kapitalist sanayici bir ülke haline gelemeyecektir. | ||
| yok Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Bütün saldırılara rağmen Cumhuriyetimiz kuruluşunun 83 ncü yılında dimdikayaktadır ve Cumhuriyete inananların ve bağlı olanların sayesinde dimdik ayakta durmayı ve çağdaşlık yolunda yürümeyi de sürdürecektir.Bu vatana bağlı Atatürkçü Cumhuriyetin ilkelerine inanan herkesin bu büyük bayramını can-ı gönülden kutluyorum. | ||
| yok Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| Sayfa : 1 Toplam: 9 |
| | Sonraki Sayfa |